Yoğurt Neden Bir Süper Besindir?


Konu beslenme olduğunda tavrım ve tavsiyem hiç değişmez: Bana göre yoğurt, süt ürünlerinin kraliçesidir ve en sağlıklı besinlerden biridir.

Yoğurt, bu güzel övgüyü sadece kaliteli proteinleri, dengeli yağ yapısı ve mükemmel karbonhidrat gücü ile hak etmez, onun mükemmel bir “prebiyotik ve probiyotik karışımı” olduğu da bilinmelidir.

Kısacası “geleneksel Türk yoğurdu” sıradan bir gıda değil, bir “süper besin”dir.

Market ve bakkallarda satılan “homojenize endüstriyel yoğurtlar” ise maalesef bu övgüyü tam olarak hak etmiyor. Çünkü onların “probiyotik güçleri” çok düşük. İçlerindeki sağlığa faydalı bakterilerin miktarı minimumda, yani yok denecek kadar az. Ama yine de onlar da protein, kalsiyum ve diğer besin unsurlarından oldukça zengin gıdalar.

Özeti şudur:
Şekerli olanları ile meyve konsantresi eklenenleri hariç yoğurtların hepsi faydalıdır. Evde yapılanın faydası ise bir tık daha fazladır.

Ev yapımı bir yoğurt mucizesi: Dörtlü karışım!

Bir kâse yoğurdun içerisine birer çay kaşığı kadar taze öğütülmüş keten tohumu, üzüm çekirdeği, ısırgan otu tohumu ve 1 tatlı kaşığı kadar zerdeçal ekleyin.

İsterseniz ek olarak bir çay kaşığı tarçın ile iki çay kaşığı kadar da sızma zeytinyağı ve çay kaşığının ucu kadar karabiber de ilave edebilirsiniz.

Bu mükemmel karışımı her gün ya da gün aşırı tüketebilirsiniz. Elimizdeki bu “ev yapımı ilaç” harika bir iltihap giderici, mükemmel bir antialerjik, çok güçlü bir antikanser kalkandır.

Hafızamız mı, yoksa kafamız mı karışık?

Çoğumuz bellek gücümüzden şikâyetçiyiz ama gerçekte durum biraz farklı. Unutkanlık zaten çok yaygın bir sorundu. Son günlerde ise sanki “tepe noktasına” ulaşıp zirve yaptı!

Çok sayıda yetişkinin “Kafamı toplayamıyorum, konsantre olup bir konuya uzun süreli odaklanamıyorum, sık sık da sözcükleri hatırlama sorunu yaşıyorum” demeye başladığı kesin.

İlgili:  Dr. Ender Saraç: Hamur Tatlı Bir Zehir...

Peki, bir unutkanlık salgını mı var? Tabii ki böyle bir şey yok, sorun bellek bozukluğu filan da değil. Sorun daha çok kafa bozukluğu ile ilgili. Nedeni şu…

Normal yaşamda da çevremizde olup biten pek çok uyaran bizim dikkatimizi çekme yarışındadır. Herhangi bir bilgiyi hatırlamak, hatta o bilgiyi daha sonra hatırlamak üzere hafızamıza kaydetmek içinse öncelikle ona konsantre olmamız, dikkatimizi ona yoğunlaştırıp onu belleğimize sağlam bir şekilde kaydetmemiz lazım.

Bunun yolu da çevreden gelen dikkat dağıtıcı uyarıları engellemekten, stresi az, huzuru bol bir hayat tarzını ve ortamı inatla sürdürmekten geçer.

Çok iyi biliyoruz ki özellikle duygu durum bozukluğu/anksiyete ve yoğun stres baskısı hem odaklanmayı hem de hatırlamayı engelleyebiliyor. Üst üste ve sık aralıklarla yaşadığımız toplumsal travmalar, ekonomik gelecekle ilgili kaygılar, şehir hayatının yönetimi giderek zorlaşan telaşları ise belleğimizin en büyük düşmanları.
Daha sakin kalmaya, daha huzur odaklı olmaya çalışmanızı öneriyorum. Buna hepimizin ihtiyacı var.

Kuruyemiş yemenin de bir usulü var

Şu kesin: Badem de, fındık da, Antep fıstığı, yer fıstığı da, ceviz de, hatta kabak çekirdeği de faydalı atıştırmalıklar. Ama bunlardan faydalanırken de bilmeniz gereken bazı ince noktalar var.

◊ Kuruyemişleri kavurarak, yani yüksek ısıda yakarak yemeyin. Yüksek ısı içindeki pek çok sağlık yararlısı maddenin kaybolmasına sebep oluyor.

◊ Bunların hiçbirini tuz, şeker vs. ilave ederek tüketmeyin. Eklenen bu ilaveler de onların sağlıklı yapılarını bozabiliyor.

◊ Bunların hiçbirini günde 30 gramdan fazla yememeyi prensip haline getirin.
Hepsinde de ciddi ölçüde “kalori yükü” var. 100 gramları ortalama 450-600 kalori içeriyor. Sağlanması gereken yararlar için de en fazla 30 gramlık porsiyonları yeterli oluyor.

◊ Bademin, fındığın, yer fıstığının çekirdeklerini saran incecik kırmızı/kahverengi zarı soymayın. O incecik zarda tıka basa antioksidan resveratrol ve antosiyanin yüklü.

İlgili:  Kilo Kontrolünün Anayasası

◊ Hepsinin de sağlıklı koşullarda ve ağzı kapalı cam kavanozlarda özenle saklanmaları gerektiğini unutmayın. Küflenmeleri halinde hemen çöpe atın. Bunlardaki küf karaciğer kanserine kadar gidebilen zararlara sebep oluyor.

5 büyük diyet hatası

1. Aç kalmak: En sık yapılan diyet yanlışı aç kalarak ve ketoza girerek kilo vermeye çalışmaktır. Aç kalarak, ölüm oruçlarına girip aç susuz gezerek, detoks kamplarında sebze sularına talim ederek ya da popüler diyetlerin cazibesine kapılıp öğün atlayarak kilo vermeyi asla düşünmeyin.

2. Laksatifle zayıflamak: Bağırsakları hızla boşaltan, su kaybına neden olarak sizi kilo verdiğiniz düşüncesiyle aldatan bağırsak yumuşatıcılardan, yani laksatiflerden uzak durun. Form ve sinameki çaylarını ya da aynı etkiyi yapan hapları kilo vermek amacıyla kullanmayın. Bunlar su ve elektrolit kaybına neden olarak sağlığınızı bozabilir.

3. İdrar söktürücü kullanmak: İdrar söktürücüler yağ eritmez, kaybettiğiniz ağırlık sadece su kaybıdır. Aşırı ve gereksiz su kaybı beraberinde faydalı mineral ve vitaminleri de götüreceğinden önce böbrekleriniz, sonra sağlığınız için tehdit oluşturur.

4. Otla-çöple kilo vermeye çalışmak: Açai özü, lahana kapsülü, biber hapı, Afrika mangosu, yosun tozu gibi kilo verdirdiği söylenen ‘bitkisel’ ürünlerin çoğu palavradır. Bu bitkilerin hiçbirinin etkinliği kanıtlanmamıştır. Dahası bu karışımların içine karıştırılan zararlı kimyasallar karaciğer ve böbreklerinizin en büyük düşmanlarıdır.

5. Reçeteli zayıflama hapları veya iğnelere (!) güvenmek: Şimdiye kadar üretilen reçeteli zayıflama haplarının tamamı piyasaya çıktıktan bir süre sonra sağlığa zarar verdikleri için yasaklanmıştır. Kim önerirse önersin -diyetisyen, doktor fark etmez– bu haplardan ve iğnelerle zayıflama yanlışlarından lütfen uzak durun!

Doktora sormadan ağrı kesici yutmayın

Her ilaç gibi ağrı kesicilerin de çok gerekli olmadıkça yutulmamaları, gerektiği zaman da büyük bir dikkatle ve bilinçli kullanılmaları zorunlu. Zira onların da kısa, orta, uzun vadeli yan etkileri, toksik tepkileri var.
Mesela bir grubu kemik iliğinde hücre üretimini baskılayabiliyor. (Dipiron içerenler) Diğer bir grubu karaciğerin canına okuyabiliyor (Parasetamol). Bir başka grup ağrı kesici (NSAİ) ise kısa vadede midede ülsere, reflüye, gastrite, kanamaya, uzun vadede de kalpte, böbrekte karaciğerde yetmezliğe yol açabiliyor (İbuprofen, naproksen, diklofenak vs içeren ağrı kesici grubu).

İlgili:  Yeşil Çayın Fazlası Karaciğere Zararlı

Bu zararları daha da çoğaltmak mümkün ama özeti şudur: Başınız her ağrıdığında, beliniz, eliniz, kolunuz, diziniz her sızladığında çözümü hemen bir ağrı kesici yutmakta aramayın. Eğer mutlaka bir ağrı kesici kullanacaksanız “Bana en az zarar vereni hangisi olabilir?” sorusunu mutlaka cevaplayın.

Kısacası hiçbir ağrı kesici hapı eş-dost-komşu tavsiyesi ile yutmayın. Bana sorarsanız doktorunuz yazdığında bile mecbur kalmadıkça kullanmayın. Çünkü hiçbir ağrı kesici “masum” değildir.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Önceki Kandil Simidi Tarifi: Evde Kandil Simidi Nasıl Yapılır?
Sonraki Neden Kansızım?