Feng Shui


Kulağa pek nadir bir Çin yemeği gibi gelse de, Feng Shui birebir olarak, “rüzgâr ve su” şeklinde çevrilebilir (fung şwey olarak okunur). Su anlamındaki Shui serveti çağrıştırır.

Her şey yıllar önce bir kaplumbağayla başlar: MÖ 2953 ve 2838 arasında yaşamış büyük imparator Fu Hri, Lo nehrinin kenarında güneşin tadını çıkarırken ağır ağır kıyıya çıkan bir kaplumbağa fark eder. İmparator kaplumbağanın evreni simgelediğini, kubbe şeklindeki sırtının gökyüzünü ve çeşitli işaretlerle dolu kabuğunun takımyıldızlarla gezegenleri yansıttığını düşünür. Kaplumbağanın karnı dünya gezegeni ve suyun içinde ilerleyişi de karaların engin okyanuslarla çevrilmesi gibidir. Dört ruhanî yaratıktan biri olarak bilinen kaplumbağa (boynuzlu at, anka ve ejderha diğer üçüdür), bilimsel olarak 1000 yıl yaşayabildiğinden, güç, dayanıklılık ve bilgeliğin sembolü haline gelmiştir.

Fu Hri, kaplumbağayı aklında böyle resmederek sırtındaki işaretlere uzun uzun, ısrarla bakar. Kabuk güneşte kurudukça, şekiller değişir ve Fu Hri, aniden gelen bir ilhamla şekilleri I Ching’deki trigramlar gibi görür. Bu trigramlardan “Lo Shu”yu, büyülü kareyi yaratır. Lo Shu, bir yerleşim alanı planının üstüne uygulandığında hangi bölgenin yaşamın hangi yönünü etkileyeceğini gösteren “Bagua”nın diğer adıdır.

Feng Shui, ilk iki ya da üç bin yıl boyunca, ölülerin gömülmesi için uygun günü, doğru yönü ve iyi yeri seçmek için kullanıldı. Eski insanlar yaşam alanlarını düzenlemek için bilinçli olarak feng shui uygulamıyorlardı ama yaşamları mevsimler tarafından yönlendirilen, doğanın ritimleri, kuralları ve çevrimiyle uyum içinde yaşayan bu insanlar, zaten sezgileriyle yaşam alanlarını doğru ve sağlıklı bir şekilde düzenleyebiliyorlardı.

Oysa doğadan uzaklaşan ve sezgi gücünü yitiren modern insan artık evrenin nasıl işlediğini anlamıyor. Herkes, karanlıkta kalkıp evden çıktığı ve bütün bir günü yapay olarak aydınlatılmış mekânlarda geçirerek gene karanlıkta eve döndüğü, bahçesinde neler olup bittiği hakkında hiçbir şey bilmediği bir yaşam sürüyor. Bu tür bir yaşam tarzı, insanların sezgisinde dengesizlik yaratıyor.

Çin inanışına göre ruhun Po adlı bir parçası, bir kişi öldükten sonra en az dört yıl boyunca onun kalıntılarında yaşamaya devam eder. Kemikler çok önemlidir çünkü kristaller gibi sesler çıkardığına inanılır. Çinlilere göre atalara yedi nesil boyunca bağlılık esastır ve bu nedenle de mezarların yerleri çok önemlidir.

Örneğin, anneniz üzgün ve mutsuz olduğunda siz de kendinizi endişeli ve mutsuz hissedersiniz; çok mutluysa kendinizi daha rahat hissedersiniz. Her kültür benzeri görüşleri barındırır; İncil’de ‘babanın günahları oğul’u yedi nesil boyunca rahat bırakmaz’ der. Buradaki ‘günah’, çapulculuk, yağmacılık gibi suçları değil, kendine iyi bakamayıp, öldükten sonra üst düzeye geçmeye yetecek enerjiye sahip olamama suçunu kapsar.

Çocuğunuzun yorganına sarılıp onun size ihtiyacı olduğunu ya da okulda ters giden bir şeyler olduğu-nu hissedebilmeniz, ‘altıncı his’le açıklanabilecek bir durumdur. Çocuğunuz büyüyüp evden ayrıldığında, uzakta yaşamaya başladığında, hala onun nasıl olduğunu bilirsiniz.

Feng Shui’de gelecek yedi nesilden de sorumlusunuzdur. Bunun anlamı, sizin çocuğunuz olmasa bile, kardeşlerinizin çocuklarının sizin mutluluğunuzla ilişkili olmasıdır. Ailenize bakmanız demek kendinize bakmanız demektir; aile bireylerinden birinin çukura düşmesi demek, sizin de çukura düşmeniz demektir.

Arazinin incelenmesi

Bir feng shui uzmanının –ya da Hsien-Sheng’in-, dünyadaki her şeyin görülebileceği bir tabak anlamına gelen Luo Pan (pusula) adlı bir ekipmanı vardır.

Pusulayı icat edenler Çinlilerdir ve onu ‘güneyi gösteren araba’ diye adlandırmışlardır. Luo Pan, birçok halkadan oluşmuştur ve ilk iki halkada I Ching trigramları işaretlenmiştir. İlk halka cennet-öncesi ve ikinci halka cennet-sonrası bölümünü (trigramların, insanları merkez alacak şekilde düzenlenmiş pozisyonu) temsil eder. Luo Pan özel boyutlara göre yapılır ve genellikle ‘Sha’ları (Chi’nin uğursuz ve tehdit edici şekilleri) defetmek için kullanılır.

Bir feng shui uzmanının ilk yapacağı şey araziyi gözden geçirmektir. Kışın bataklık olabilecek alanları, rüzgâr hakkında ipucu edinmek için ağaçların hangi yöne eğilmiş olduğunu, otların en yeşil olduğu bölgeleri saptar. Sonra da dağların ve nehirlerin yönüne, nehirlerin kabardığında ulaştığı noktalara ve akışına dikkat eder.

Dünyanın merkezinde, erimiş demirin manyetik çekirdeği ve bundan yayılan ‘ejderha dumanları’ diye bilinen güçlü enerji dalgaları olduğuna inanırlar. Bunlar, heybetli güçlerini, duman çıkaran düdüklü tencereye benzer şekilde dünyaya gönderirlerken, dağların ve genel olarak arazinin görünümüne etki ederler. Dağlar, o çevrede bulunan enerji tipinin ifadesidir. Enerji azaldığında ve zaman geçtiğinde, havanın da yardımıyla dağlar önce tepeler, sonra da tepecikler olarak yumuşarlar. Feng shui uzmanı, bir dağın şekli ve yaşından o çevreye ne çeşit enerji yayıldığını belirleyebilir. En büyük dağlar, en güçlü ejderha damarlarının olduğu yerlerdedir; bu enerjiler sürekli farklı kapılar arayan, sürekli değişen ve dünyanın enerjisini değiştiren ejderha damarlarıyla hareket halindedir.

Ruhlar, yaşayanların elektriği ya da enerji alanları yardımıyla, ‘Ley’ çizgileri halinde gezerler. Bir feng shui uzmanı, her ejderha damarında ne tür bir enerji olduğunu anlayabilir ve bir arazi için doğru uygulamanın nasıl olacağını bulabilir. Bina yapmak için uygun bir alan olduğunu saptadıktan sonra, ön kapı, yatak odası, vb. için doğru yerleşim bölgelerini belirler.

Bölgenin enerjisini hissetmek için ayrıca feng shui uzmanı bedenini de bir pusula gibi kullanır; yürür, zaman zaman durur. Herkesin evlerin içinde yürüyerek sıcak veya itici bulduğu mekânları bu yöntemle belirlediği olmuştur. Algılar kullanılarak atmosfer hissedilebilir ve bu algılar iyice inceltilerek, evin her odasında farklı bir hava olduğu belirlenebilir. İnsanlar çoğunlukla gazete okumak ve arkadaşlarıyla sohbet etmek için ayrı odaları tercih ettiklerini fark etmişlerdir. Feng shui uzmanının algıları, yalnızca arazide yürüyerek topraktan nasıl bir enerji çıktığını hissedecek kadar incelmiştir.

Chi ve farklı şekilleri

Feng shui kavramını daha iyi anlamak için, “Chi” ya da enerji hakkında daha çok şey bilmek gerekir. Evrendeki her şeyin kendine özgü ama her şeyden etkilenen ve her şeyle bağlantılı bir enerji alanı vardır. Her şeyin denize akan nehir gibi bir akışı vardır; bir yöne yüzerken rahatça ilerlemek mümkündür ama akıntıya ters giderek yukarı doğru yüzmek yaşamı güçleştirir. Aynı şekilde insanlar evrende de, evde ya da işte, yerlerini doğru ve uyumlu olarak saptamışlarsa dengeli olurlar. Doğanın işleyişinin gücüyle bir akım ortaya çıkar ve insanların sağlığı, başarısı, zihinsel durumları buna göre belirlenir. Evrenin doğal ritminden çıkıldığındaysa akıntıya ters giden bir tekne gibi yaşam mücadele içinde geçer.

Cennetin Chi’si

Cennetin chi’si, gezegen ve takımyıldızların chi’sidir. Dolunay insanlara çok fazla enerji verir; dolunayda verilen partiler daha eğlenceli geçer ve kaza ve suç oranı artar. Ay, kadınların âdet döngüsünü düzenlediği için de önem taşır. Gezegenlerin konumunun değişmesiyle hava olayları meydana gelebilir; balinaların karaya vurduğu, kuşların göç ettiği, böceklerin ve insanların davranış bozukluğu gösterdiği bilinmektedir.

İnsan yapımı Chi

Kapalı pencereli, klimalı, pek çok elektrikli cihazın bulunduğu, halı ve duvar kaplamalı bir odanın yarat-tığı duyumla, birçok bitki ve şömineyle dekore edilmiş köy manzaralı bir odanın yarattığı duyum arasındaki fark, insan yapımı chi hakkında iyi örneklerdir.

Yaşayan şeylerin Chi’si

Odaya küçük bir farenin girmesi ve ileri geri hızla hareket etmesi, odadaki insanların kalp atışlarını hızlandırır ve enerjileri, farenin küçük ama yoğun enerji alanıyla titreşir. Aynı şekilde bahçede yürüyen bir kaplumbağa, iskemlesinde oturan bir insanın kalp atışlarını ağırlaştırır ve kaplumbağanın enerjisini yansıtmaya başlayan insan yavaşlık hisseder.

Ülkenin Chi’si

İnsanların karakterleri yaşadıkları ülkelere göre farklılıklar gösterir. Soğuk, gri bir iklimde mizaç da soğuk olur. Bu durum insanların sağlığını da etkiler ve soğuk, gri bir iklimde nem nedeniyle başgösteren hastalıklar gözlenir; enerji hızlı akmaz ve durgunluk, ifade edememekten kaynaklanan bunalım, hareketsizlikten ileri gelen inatçılık gözlenir. Havadaki çarpıcı değişimlere maruz kalan sıcak, tropik bir iklimde yaşam, kişilikleri de fırtınalı yapar ve insanlar heyecanlı, tutkulu, değişken ve dışavumcu olurlar.

Şehirler ve köylerin de kendine ait chi’leri vardır. Şehrin bir bölgesinin, insanların banker olmasını destekleyen veya etkileyen bir enerjisi varsa burası malî bir merkez haline getirilebilir. Bir işadamının bu bölgede bir giyim dükkânı açması, büyük olasılıkla iyi sonuç vermeyecektir, çünkü enerjinin bu tür bir endüstriyi destekleyecek türde olmaması mümkündür.

Ataların Chi’si

Tarih tekerrür eder; sürekli el değiştirip yeniden açılan bir işyeri sürekli kapanmak zorunda kalabilir; yıllarca işyerindeki ata enerjisi ortamı ve insanları etkisi altına almıştır. Ortama girip çıkan insanlar bu enerjiyle temas ederler ve tarihi tekerrür ettiren bu chi’yi içlerine çekerler. Yapıların önceki sahiplerinin yaşamları, yeni sahiplerinin yaşamlarını etkiler; özellikle yangın chi’sine dikkat edilmelidir, bu, yapının yangına eğilimi olduğunun güçlü bir göstergesidir.

Evdeki atalar Chi’sinden kurtulmak için basit bir kür uygulanması yeterlidir. Ama önceki sahiplerce bırakılmış olan gergin enerjik titreşimler durumu güçleştirir ve binanın sürekli temizlenmesi (büyü ile arıtılması) gerekebilir.

Önceki Akupunktur Nedir?
Sonraki Bitkilerle Gelen Güzellik: Aromaterapi