Tüp Mide Ameliyatı: Bir Milat, Dönüm Noktası


Son yıllarda ‘obezite cerrahisi’, diyet yöntemlerinin bir alternatifi gibi ilgi görmeye başladı. Eski senelere oranla cerrahi yöntemlerle zayıflamaya çalışanların sayısında ciddi bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Belli bir kilonun üzerinde, sağlık konusunda risk taşıyan ‘morbid obez’ diye tarif edilen kişilere doktorları tavsiye ettiği durumda düşünülmesi gereken bir yöntem obezite cerrahisi. Her ameliyat gibi belki biraz daha fazla risk taşıyan bir operasyon. Eğer siz de, morbid obez katagorisindeyseniz, sağlık sorunları yaşıyorsanız ve obezite cerrahisi düşünüyorsanız bu yazı sizin için. Başarılı bir operasyonla zayıflayan reklamcı Ümit Ülker kendi deneyimini bizlerle paylaştı.

2015 yılının 13 Ocak Salı sabahı hayatımı tamamen değiştirecek bir operasyona alındım. Obezite cerrahisi ya da bariatrik cerrahi denilen operasyonlardan birini olmam artık kaçınılmaz hale gelmişti. Uzun bir sorgulama ve araştırma sürecinden sonra kararımı verdim ve ameliyat masasına yattım.

Öncelikle şunu belirtmem lazım: Bu yazıda, temel amaç, insanlara faydalı olabilmek. Benzer sorunları yaşayanlara kılavuzluk etmek.

Ameliyat sonrasında tanıdık tanımadık çok kişiden sorular geldi. Elimden geldiğince sorularını yanıtlamaya çalıştım. Bu yazının amacı da deneyimlerimi aktarmak ve referans olabilmek.

Sorunu saptamak lazım önce:

Boyum 1,74 cm, 30 yaşına kadar 70-75 kilo ağırlığında, normal görünümlü bir adamdım. Ancak düzensiz çalışma saatleri, yanlış beslenme, aşırı düzeyde karbonhidrat tüketimi, alkol derken kilolar artmaya, yağlar birikmeye, sorunlar ortaya çıkmaya başladı.

Bu arada mesleki becerilerim nedeniyle, bir çok zayıflama kitabının çevirmenliğini de yaptığımı belirtmem gerekiyor. Konuya aşina olmanızın, bilgilenmenizin hiç bir önemi yok. Bunları bir yaşam biçimine dönüştürmezseniz, kimseye yararı yok, zararı çok.

30’lı yaşların sonunda 100 kilonun üzerine çıkmıştım. Daha hareketsiz bir yaşam, en kısa mesafeye bile giderken yürümeyip, arabayı kullanmak, spor yapmamak, ekonomik şartlar iyileştikçe daha da abartılı sosyal hayat ve beslenme alışkanlıkları derken önce Tip 2 diyabet başladı. Vücutta depolanan yağlar yakılmadığı için kısır döngü beraberinde hipertansiyon problemini de getirdi. Aşırı kilo ve stresli iş hayatı derken 23/14 kan basıncını ve gözlerimin önünde uçuşan benekleri görmeye başlamıştım. 1997 yılında yani 39 yaşımdayken diabet ve tansiyonun troykası uyku apnesi de baş gösterdi.

Normal bir insandan obeze, obezden morbid obeze doğru hızla ilerliyordum.

Artık 140 kilonun üzerine çıkmıştım. Diabet ve tansiyon için haplar kullanmaya başladım.

O yıllarda tedavim için gittiğim bir profesör, dünyada yeni başlanan bir tedavi şeklinin Türkiye’de yapılacak ilk uygulamasını isteyip istemediğimi sordu. Amerikalı efsane cerrah Dr. De Bakey’in endoskopik yöntemiyle mideye balon yerleştirilecekti. Kabul ettim ve Türkiye’de ilk kez benim üzerimde denenmiş oldu. 6 ay midemde balonla yaşadım. Sonuç mu? Kocaman bir sıfır.

Artık hazır giyim bulmakta zorlanmaya başlamıştım. Terzilerde diktiriyor ya da büyük beden mağazalarında bulduğum çeşitlerle idare ediyordum. 157 kiloyu tartıda görmüştüm.

2002 yılında, o dönem çok meşhur olan bir doktorun toplu sünnet şölenine benzer seanslarda yaptığı akupunktur tedavisini de denedim. İkna olmadım, bana yararı olmadı, ben yine morbid obez olarak kaldım.

50’li yaşlarda kullandığım diyabet ve tansiyon ilaçlarına kolesterol ilacı da eklendi. Uyku apnesi cihazı olmadan uyumam imkânsızdı.

157 kiloydum. Tip 2 diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, uyku apnesi sorunları olan süper morbid obeze dönüşmüştüm. Günde 4-5 paket sigara içiyordum. İnsülin direncim 38’e kadar çıkmıştı.

2013 yılında kendi Rönesans ve Reform dönemimi başlattım

Günde 4-5 paket sigara içen ben, ani bir kararla bir günde sigarayı bıraktım. Normal olarak bu kadar fazla sigara alışkanlığı olanların tedavi sonrasında daha fazla kilo alması gerekiyor. Ancak ben aldığım moraterapi tedavisi sayesinde her türlü şekerli meşrubatı, fast food tüketmeyi de engelledim.

Bu kendime yaptığım ilk iyilikti. Sigarayı doğru zamanda bırakmanın bir yararını da daha sonra olduğum ameliyatta gördüm. Sigarasız geçen iki yıldan sonra ciğerlerim narkoza ve ameliyat sonrası solunuma çok güzel reaksiyon verdi, hiç bir sorun yaşamadım.

2013 yılında bu ağır diyabete giderek nöropatik komplikasyonların da eklenmesiyle daha radikal tedavi yöntemleri aramaya başladık. Endokrinoloji alanında otorite bir profesör, benim durumumu inceledikten sonra Türkiye’de yeni kullanılmaya başlanan bir solüsyonu tedavime ekledi. Kan değerlerim ve diyabetimi daha sık aralıklarla denetim altında tutmaya başladık. Ancak Prof. Dr. Yüksel Altuntaş hoca da kilo veremediğimi görünce sadece ilaç tedavisinin yeterli olmayacağını, operasyon gerekebileceğini söyledi.

2014 yılı sonuna geldiğimizde 154 kiloydum. Günde 2’si iğne 4 diabet ilacı, 2 tansiyon ilacı, 1 kolesterol ilacı kullanıyordum. Bunca ilaca rağmen insülin direncim 18’e düşmüş ama açlık kan şekerim 300’ün altına inmiyordu. Diyet yapmıyor, karbonhidrat ve kızartmaları da içeren şekilde yanlış besleniyordum.

Tam olarak süper morbid obezdim. Kısaca ölümcül vaka. Bunu da değiştirmeliydim. Hayat arkadaşım Sebla’nın da muhteşem desteğiyle yeni bir yol çizmeye başladık. 2014 yazının sonuna doğru Prof. Dr. Mehmet Mihmanlı hocayla görüştük. Ameliyatı pozitif, negatif her yönüyle anlattı.

Farklı ülkelerde veya şehirlerde yaşayan dostlar ameliyat öncesi ve sonrasını soruyorlar. Öncelikle bunun standardının değiştiğini söylemem gerekiyor. Bazı ülkelerde sosyal güvenlik kurumları ve sigorta şirketlerinin uygulamalarının değişken olduğunu belirtmeliyim.

Türkiye’de özel sigorta şirketleri bu ameliyatları karşılamazken, Belçika, Hollanda, Amerika’da karşılayabiliyor ama örneğin ABD’de hastayı masrafların yüksekliği nedeniyle sadece 1 gün yatırıyorlar. Ameliyat öncesi yapılan tetkikler ve prosedürler de değişiyor.

Eğer SGK kapsamında ameliyat olacaksanız, durumunuzun gerçekten tehlikeli vaka olması şart. Bunun için de kardiyolojik, psikolojik, solunum, endoskopik gibi bir dizi tetkikten geçmeniz ve bunların raporlanması gerekiyor.

Obezite bir anlamda madde bağımlılığı gibi. Uyuşturucu yerine yiyeceklere ve tatlara bağımlılığınız oluşuyor. Gerek kendimde, gerek bu operasyonu olan ya da olmayı düşünen herkeste saptadığım bir ortak kaygı var: Ya midem küçüldükten sonra yiyemezsem… Doymazsam… Yoksun kalırsam ne olacak?…

Bu kaygı özellikle ameliyat öncesinde sizi daha da obur hale getiriyor. Bazı yiyeceklerle veda töreni düzenliyor ve göz yaşlarına boğuluyorsunuz. Bu da ameliyat öncesinde size bir kaç kilo daha getirmekten başka bir işe yaramıyor.

Ameliyat olmayı düşünen herkes “internet tıp fakültesinde” kısa dönem ihtisas yapmaya başlıyor. Yeterince bilgi altyapısı olmayan herkesin de doğal olarak kafası karışıyor. Hangi operasyon yöntemini olacağına bile insanlar bu yarım yamalak bilgileriyle karar vermeye çalışıyor. Tüp mide ameliyatı mi olayım, kelepçe mi taktırayım  diye sorgulayanlar var. Sevgili dostlar, arabanızın motorunu tüplüye çevirmiyorsunuz. Yatak odasında da kelepçe fantezisi yaşamayacaksınız. Sıradan bir konu değil. Her şeyden önce kendinizi en uzman, en güvenilir ellere emanet etmeyi hedefleyin. Hasta kaybı var mı, yok mu ona bakın. Ameliyat olan hastalarının durumuna bakın.

Ben, tüp mide ameliyatı oldum. Midemin yaklaşık %80’i, tahminen 2,5 kiloluk bir kısmı laparoskopik yöntemle alındı. Bu yöntemde midenize ve üst batına 5 noktadan giriliyor. Stapler hattı denilen bir hat zımbalanarak muz büyüklüğünde bir mide oluşturuluyor. Yaklaşık 2 ile 3 saat arasında süren bu ameliyat sırasında anesteziyle uyutuluyorsunuz. Bu süre oldukça uzun bir süre. Bu nedenle de ameliyat öncesinde sigarayı bırakmanın ve nefes egzersizleri yapmanın çok büyük önemi var.

Yine doktorunuzun ve ekibinin belirteceği ameliyat öncesi ön hazırlıklarına çok dikkat edilmeli. 24 saat öncesinde yeme, 12 saat öncesinde içmeye son vermelisiniz. Mide ve bağırsaklarınızın temiz ve boş olması çok önemli. Tıbbi ekip size ameliyat öncesi özel varis çorabı bile giydirebilir.

Tekrar ediyorum; bu yazıda referans sadece benim yaşadıklarım. Başka doktorlar, başka hastanelerde, başka şehirlerde ya da ülkelerde bambaşka yöntemler ve süreçler uygulayabilirler. Ben, bana önerilenleri harfiyen yaptım, uyguladım, yedim, içtim ya da riayet ettim. Hiç ağrım olmadı, sancım olmadı, komplikasyonlar oluşmadı.

Mesela ameliyat sonrası 3 gün su da dahil hiç bir şey yiyip içmedik. Sadece serum verildi. 72 saat sonra sintigrafiyle bebek midelerimiz kontrol edildi. Hiç kaçak olmadığı görülünce küçük yudumlarla su ve light organik süt içmeye başladık.

13 Ocak milattı derken hayatımda gerçekten bir dönüm noktası oldu. O günden beri tansiyon ve kolesterol ilaçları tamamen hayatımdan çıktı. 4 diyabet ilacından sadece bir tanesini minimum dozda kullanmaya başladım. Ameliyat sonrası her gün en az 3 kere şeker ölçümü yaptım ve bunun kayıtlarını tuttum. Bir gün olsun şekerim normal değerlerin üzerine çıkmadı. Bunun elde edilmesinde ameliyatın sonucu kadar, sonrasında doktorlarımın çizdiği sınırları asla aşmamak da vardı. Prof. Dr. Mehmet Mihmanlı hocamın ve ekibinin önerilerini daima dinledim. Hayatımda gereksiz karbonhidrata yer yok. Şeker ve tatlı tüketimi yok. Spora onların önerdiği zamanda başladım. Şimdi tempolu yürüyor, bisiklete biniyor, yüzüyor ve çeşitli spor aletleri kullanıyorum. Ama midemin zımbalı olduğunu unutmuyor ve mekik gibi zorlayıcı hareketleri yapmıyorum.

Artık porsiyonlarım çok daha küçük. Zayıflamada proteinin önemini çok iyi biliyor, ağırlıklı olarak süt ürünleri, yumurta ve et, balık, tavuk tüketiyorum. Ana öğünlerin dışında ara öğünlerde meyve ya da çiğ badem, ceviz, çiğ fındık gibi çerezlerle besleniyorum. Kahvaltılarda en temel besinlerim salatalık, domates, sivri biber ve zeytin. Bolca su içiyorum. Özellikle sabah uyanınca içinde 5-6 dal maydanoz sapı koyduğum ılık sıcak arası bir bardak suyu içerek güne başlıyorum. Pirinç, makarna, patates hemen hemen hiç yok. Bunlardan tüketmem gerektiğinde ya da yemeklere koymam gerektiğinde pirinç yerine bulgur, makarnanın kepeklisi, ekmeğin çok tahıllısı şeklinde tercihler yapıyorum.

Bir yılın sonunda geldiğim nokta özetle şu:

  • Bir yıl önce 154 kilo olarak ameliyata gitmişken, bugün 109 kiloyum.
  • İnsülin direncin 1.48.
  • 18 yıldır uyku apnesi için kullandığım CPAP cihazı olmadan da uyuyabiliyorum.
  • Geçen sene 64 beden pantolonu zor bulurken, şimdi 54 bedeni her yerde bulabiliyorum.
  • XXXL ya da 4XL kazaklar, T-shirtler, gömlekler alırken artık XL ürünler bile giymeye başladım.
  • Köşedeki manava maydanoz almaya arabayla giden ben, artık spor salonunda 40 dakika, 6 km/h hızla 40 dakika yürüyebiliyor, 20 dakika yatay bisiklete biniyor, 8 alette 3 set kas çalışması yaptıktan sonra yarım saat de yüzüyorum.

Bu devrimi yaparken hayatımdaki değişim ve dönüşüme katkısı olan herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Ümit Ülker

Önceki Gereğinden Fazla Su İçmek Metabolizmayı Bozuyor!
Sonraki Haftalık Alış Veriş Listesi: Mart Sonu